DOLAR 16,3656 -0.02%
EURO 17,5899 0.57%
ALTIN 974,13-0,04
BITCOIN 480164-1,03%
İstanbul
23°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Basın Bülteni

Basın Bülteni

10 Mart 2022 Perşembe

GELECEĞİN EKRANI ZİRVESİ İLE DİJİTAL OKURYAZARLIK BİLİNCİ TÜRKİYE’YE YAYILIYOR

GELECEĞİN EKRANI ZİRVESİ İLE DİJİTAL OKURYAZARLIK BİLİNCİ TÜRKİYE’YE YAYILIYOR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Netflix, Habitat Derneği ve ICC Türkiye iş birliğiyle hayata geçirilen ‘Geleceğin Ekranı Projesi’ geniş kapsamlı bir zirveyle yoluna devam ediyor

Proje ortaklarının yanı sıra RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin ve UNICEF Türkiye İletişim Bölüm Başkanı Sema Hosta’nın da katıldığı zirvede, genç nesillere bilinçli içerik tüketim alışkanlıkları kazandırmanın önemi vurgulandı

İlk altı ayında 61 ilden 1000’e yakın öğretmen ve ebeveynin akademisyenler eşliğinde düzenlenen eğitim programlarına katıldığı proje, uzman konukların katıldığı podcast yayınları aracılığıyla da geniş kitlelere ulaştı

Netflix, Habitat Derneği ve ICC Türkiye iş birliğiyle hayata geçirilen Geleceğin Ekranı Projesi, geniş kapsamlı bir zirve ile yoluna devam ediyor. 10 Mart Perşembe günü İstanbul’da gerçekleştirilen Geleceğin Ekranı Zirvesi’nde, projenin ilk altı ayında elde edilen kazanımlar paylaşılırken, dijital okuryazarlık ve dijital ebeveynlik bilincinin toplum geneline yayılmasının önemi bir kez daha vurgulandı.

Netflix Kamu Politikaları Direktörü Pelin Mavili’nin açılış konuşmasıyla başlayan zirveye, proje ortaklarının üst düzey yöneticilerinin yanı sıra RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin ve UNICEF Türkiye İletişim Bölüm Başkanı Sema Hosta katıldı. Mavili, konuşmasında şunları kaydetti: “Dijital dünyanın güç kazanması, dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de içerik tüketim alışkanlıklarına yön veriyor. Böyle bir dönemde, dijital okuryazarlık ve dijital ebeveynlik bilincinin toplum geneline yayılmasını ve çocuklarımızın bu bilinçle yetişmesini önemli buluyoruz. Bu amaçla hayata geçirdiğimiz Geleceğin Ekranı Projesi, kısa sürede Türkiye’nin dört bir yanındaki öğretmen, ebeveyn ve dinleyicilere ulaştı. Proje kapsamında hem katılımcıların görüşlerini dinleme hem de onları dijital dünyaya dair en güncel bilgi, uygulama ve araçlarla buluşturma şansını yakaladık. Netflix olarak başta akıllı işaretler ve ebeveyn kontrolleri olmak üzere ailelerin çocukları için en doğru tercihleri yapmasını kolaylaştıran araçlar sunuyoruz. Çocuklarımızın geleceği açısından büyük önem taşıyan bu konuda üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz.”

RTÜK BAŞKANI: “DİJİTAL OKURYAZARLIĞI ÇOK ÖNEMSİYORUZ”

RTÜK Başkanı Şahin, konuşmasında dijitalleşme karşısında bireyleri korumayı amaçlayan Geleceğin Ekranı projesinin değerli bir çalışma olduğuna dikkat çekti ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Karasal ile başlayan yayıncılık alanı internetle bambaşka bir noktaya ulaştı, akıllı cihazlar ve dijital argümanlarla zirveye çıktı. Artık bambaşka bir yayıncılık dünyasıyla karşı karşıyayız. Her birimizin cebinde adeta birer canlı yayın aracı veya televizyon var. Yayıncılık karasaldan internet ortamına oradan da sosyal mecralara kaymış durumda. Geleneksel yayıncılık yapan kuruluşlar artık kendilerini çağa uydurarak dijital alanda boy gösteriyor. Bu bahsettiklerim dijital evrenin olumlu görülebilecek yanlarından iken diğer yandan dijital dünyanın risklerine karşı çocuk ve gençlerimizi muhafaza etmek zorundayız. Medya okuryazarlığı alanında otorite olan Üst Kurulumuz, Milli Eğitim müfredatında var olan bu dersin içeriğini dijital okuryazarlık unsurlarının eklenmesiyle güncellemektedir. Dijital okuryazarlığı çok önemsiyoruz ve bu projenin amacıyla RTÜK’ün amacı aynıdır. RTÜK, dijitalleşmenin karşısında değildir. Tam tersine geleneksel radyo ve televizyonların yeni tarz yayıncılığa ayak uydurmalarını tavsiye ediyoruz. Yakında yeni oyuncularla bu alan daha da güçlenecek. Uluslararası markalar Türkiye’ye ve ülkemiz ekonomisine güveniyor. Milletimizin dinamizmi onların iştahını kabartıyor. Türkiye kendi dinamikleriyle dünyanın dikkatle takip edilen ülkeleri arasındadır.”

 

Proje ortaklarından Habitat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sezai Hazır, “Akıllı teknolojik araçların çocuklar ve gençler tarafından etkin bir şekilde kullanılıyor olması, bu kitlenin güvenli internet kullanımının sağlanması gerekliliğini de ortaya koyuyor. Son zamanlarda ebeveynler arasında en çok konuşulan konulardan birinin çocukları için olan ekranların güvenli ve etkili kullanılması olduğunu görüyoruz. Habitat Derneği olarak Netflix ve ICC Türkiye ile hayata geçirdiğimiz ‘Geleceğin Ekranı Projesi’nde dijital vatandaşlık, dijital ebeveynlik, dijital güvenlik ve dijital hukuk gibi kavramları tüm yönleriyle hedef kitlemiz olan öğretmen ve ebeveynlere aktarma fırsatı yakaladık.” dedi.

 

ICC Türkiye Milli Komitesi Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mazhar U. Basmacı ise elde ettikleri kazanımlara değinerek şu açıklamalarda bulundu: “Gençlik, en büyük sermayemizdir. Teknolojiyi doğru kullanmak ve anlamak için dijital okuryazarlığın yanı sıra güvenliğine ilişkin toplum nezdinde farkındalık artıracak projeler de önem kazanıyor. Siber güvenlik yalnızca teknik bir meseleden ibaret değil. Siber âlemden güven içinde faydalanmanın yolu bu alandaki okuryazarlığı ve toplumsal bilinci arttırmaktan geçiyor.”

“AİLELERİN YÜZDE 98’İ EBEVEYN KONTROLLERİNİ FAYDALI BULUYOR”

Açılış konuşmalarının ardından akademisyen ve yazar Elif Posos Devrani moderatörlüğünde bir panel gerçekleştirildi. Netflix İletişim Müdürü Artanç Savaş, Netflix’in ailelere ücretsiz olarak sunduğu ebeveyn kontrolü araçlarının Türkiye’deki ailelerin yüzde 98’i tarafından faydalı bulunduğuna dikkat çekti. “Üyelerimiz, çocukları için özel profiller oluşturarak onların yalnızca kendi yaş gruplarına uygun eğlenceli ve eğitici içeriklerle buluşmasını sağlayabiliyor” diyen Savaş, akıllı işaretler ve PIN kontrolleri başta olmak üzere sundukları diğer ebeveyn kontrolü araçlarının da Türkiye’de etkin bir şekilde kullanıldığını açıkladı.”

Panelin diğer konuğu ise dünyada ve ülkemizde çocuk ve gençler odağında etkin çalışmalar yürüten UNICEF’in Türkiye İletişim Başkanı Sema Hosta oldu. Hosta, “Pandemiyle birlikte çocuklar çevrimiçi ortamlarda daha fazla vakit geçirmeye başladı. Teknoloji ve dijital dünya çocukların öğrenmesi ve eğlenmesi için çok önemli fırsatlar sunuyor. Kariyerleri konusunda önemli bilgiler sağlıyor. Çocuklar için daha güvenli, fiziksel ve zihinsel sağlıklarına öncelik veren ve koruyan çevirimiçi ortamları yeniden, tüm ortaklarımızla birlikte, tasarlama imkanımız var. Bu konuda, çocuklara yol gösteren ebeveynlerin ve öğretmenlerin eğitilmesi çok önemli” dedi.

61 İLDEN ÖĞRETMEN VE EBEVEYN EĞİTİMLERE KATILDI

Geleceğin Ekranı Projesi kapsamında bugüne kadar 61 ilden yaklaşık 1000’e yakın öğretmen ve ebeveyn, uzman akademisyenler eşliğinde düzenlenen interaktif eğitim programlarına katıldı. Eğitimlerde, hızla gelişen dijital ekosistemde ailenin rolü, dijital güvenlik araçları ve çocuklara bilinçli ekran tüketimi alışkanlıklarının küçük yaşta kazandırılması başta olmak üzere, dijital okuryazarlık kavramı farklı boyutlarıyla ele alındı. Proje için özel olarak yayınlanan Geleceğin Ekranı podcast’i ise akademisyenlerin ve farklı alanlardan uzmanların katılımıyla dijital okuryazarlık ve ebeveynlik bilincinin daha da yaygınlaştırılmasında önemli rol üstlendi.

Devamını Oku

ART ANKARA SEKİZİNCİ KEZ SANATSEVERLERE KAPILARINI AÇTI

ART ANKARA SEKİZİNCİ KEZ SANATSEVERLERE KAPILARINI AÇTI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

 

ArtAnkara 8.ci Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı davetli ön izlemesi ile kapılarını açtı.

 

Ato Congresium da sanatseverlerin buluşma noktası olacak ArtAnkara 8.ci Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı görkemli bir organizasyon ile kapılarını açtı.

 

10-13 Mart tarihlerinde 10.00 – 20.00 saatleri arasında ziyaretçilere açık olacak fuar,102 katılımcı çatısı altında 33 ülkeden 1000’i aşkın sanatçının 4500 civarında sanat eseri ile sanatseverleri ağırlıyor. Paneller, söyleşiler, konserler, dinletiler, workshoplar, performanslar, projeler, defile ve sürprizlerle festival tadında bir organizasyona dönüşecek olan fuar; düzenlenen açılış ve ödül töreni ile dün akşam ziyaretçilerle buluştu.

 

Ankara Kent Filarmoni Orkestrası Oda Müziği Grubu’nun dinletisi ile başlayan açılış töreni, Atis Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Bilgin Aygül’ün konuşması ile devam etti. Aygül “Bu yıl fuarımız 11.000 m2’de 102 katılımcı ve 1.000’i aşkın sanatçı ve onların 4.500’ün üzerinde eseri ile hazırlandı. Bütün olumsuzluklara rağman 33’ün ülkeden fiziki olarak 120 sanatçımız burada. Nijerya’dan Almanya’ya Kore’den Rusya’ya Mısır’a kadar çok çeşitli milletlerden sanatçılarımız var. 2020 yılında fuarın ikinci gününde ilan edilen pandemi sonrası bir önceki yıla nazaran %65 oranında ziyaretçi kaybeden Fuar, 2021 yılında, %55 artışla 28.000 kişi tarafından ziyaret edildi. Ancak bugünkü coşkuya bakarak görüyorum ki sanatın iyileştirici ve birleştirici yönüyle bu olumsuzlukları aştığımızı ve sanata sahip çıkıldığını görüyoruz. Fuarımız 13 Mart’a kadar açık olacak ve 3 geleneksel ödülü birazdan sahiplerini bulacak. Hayalimiz, bütün komşu ve çevre ülkelerin galerilerinin, sanatçılarının ve eserlerinin birlikte olduğu, sanatın konuşulduğu ve ikili ilişkilerin kurulduğu bir ortam olması. ArtAnkara’nın gerçekleşmesinde destek veren Sayın Bakan Yardımcımız Özgül Hanım, Ankara Ticaret Odası Başkanımız Gürsel Bey, Sanayi Odası Başkanımız Nurettin Bey ve Ankara Kent Konseyi’ne teşekkür ediyorum” dedi. Unesco’ya Bağlı Uluslararası Sanat Dernekleri Dünya Başkanı ve sanatçı Bedri Baykam, konuşmasında sanatın varlığında sanatseverlerin önemini vurguladı. 8.ci kez ArtAnkara’da bulunmaktan duyduğu mutluluğu ve böylesine büyük bir fuarın gerçekleştirilmesinin öneminden bahsetti. Baykam, pandemi sürecinin olumsuzluklarının aşılmasının galerilere ve sanatçılara renk vereceğini ifade etti.

 

Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran ise konuşmasına; Ankara Ticaret Odası olarak, sanatı ve sanatçıyı destekleyen kıymetli bir organizasyonun paydaşı olmaktan duyduğumuz mutluluğu ifade ederek başladı. “Sanat, toplumu birleştirme, iyileştirme ve geliştirme gücünü içinde barındıran bir olgu. Çağdaş sanatların biraraya geldiği etkinlikler de sanatsal ve estetik farkındalığın artırılması, şehre kültür ve sanat ruhunun yayılması ve sosyal hareketlilik sağlaması açısından çok önemli. ARTANKARA ilk yapıldığı günden bu yana, giderek daha çok ilgi gören bir fuar haline geldi. Sanatın ekonomiyle de yakından ilgisi var. Sanatın olmadığı toplumların iktisadi ilerlemesi de yavan kalıyor. Gelişmişliğin en güzel ifadesi yine sanatla mümkün. ArtAnkara’nın Başkentimize bu açıdan önemli bir değer kattığını düşünüyorum. Fuar’a ev sahipliği yapan Ankara’da, çeşitli ülkelerden sanatseverler ağırlanacak. Bu sayede hem kentin tanıtımına hem de ekonomisine katkı sağlanmış olacak. ARTANKARA bu anlamda da bizim için çok önemli” açıklamasında bulundu.

 

Ankara sanatın ve kültürün de Başkenti

 

Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Nurettin Özdebir de konuşmasında sanatın önemine vurgu yaptı. “Ankara artık Başkent olmasının yanı sıra önemli bir sanayi kenti. Üniversiteleriyle, nitelikli insan kaynağı ile Türkiye’nin en yaşanabilir kenti olan Ankara’yı ruhu da olan bir kent haline getirmek zorundayız” ifadelerini kullanan Özdebir, ArtAnkara sanat fuarı ve bu tür etkinliklerin üstlendiği önemli rolün altını çizdi. “Ankara’da yetişen dünya çapında bilim, kültür, sanat insanlarımıza da sahip çıkmamız gerektiğini bir kez daha vurguluyor ve 8 yıldır gerçekleştirdiği bu etkinlikle kentimize sağladığı katkılar için Bilgin Aygül’e teşekkür ediyorum” diyerek sözlerini noktaladı.Ankara Milletvekili ve Başkent Ankara Meclisi Başkanı Nevzat Ceylan, sanat alanında Ankara’da düzenlenen etkinliklerden duyduğu mutluluğu dile getirdi. Ankara’nın kültürün ve sanatın da başkenti olduğunu ifade eden Ceylan “Ankara’nın köklerinde kültür ve sanata olan ilgi ve alaka büyüyerek devam etmektedir. Ankara’da yıllardır tamamlanmayan senfoni orkestrası tamamlandı, Resim Heykel Müzesi yeniden tanzim edildi, Türkiye’nin en büyük kütüphanesi kuruldu, Atatürk Kültür Merkezi bölgesinde müze kuruluyor. Bu çalışmalar bizleri mutlu ediyor. ArtAnkara da bu kültürel faaliyetler arasında en önemli sanat etkinliklerinden biri” dedi.

 

Kültür ve Turizm Bakanı Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, yaptığı konuşmada “Ankaramızın bu önemli, kıymetli ve nitelikli sanat etkinliğinin 8.ci edisyonunda birlikte olmaktan duyduğum menuniyeti dile getirmek isterim” diyerek sözlerine başlayan Özgül Özkan Yavuz “102 katılımcı bünyesinde 33 farklı ülkeden 1000’i aşkın sanatçıyı ağırlıyor fuarımız. Sanatın bizi birleştiren yapısı ile fuarın çok başarılı olacağına eminim. Geçen sene pandemiye rağmen oldukça önemli bir başarı ile tamamlanan fuar eminim bu sene daha yüksek katılımcı oranlarına ulaşacaktır. Uluslararası katılımcılarımızla, panellerle ve söyleşilerle sanat üzerine düşünüyor ve konuşuyor olacağız. Resim, heykel ve seramik gibi klasik alanların yanı sıra dijital sanat alanında da eserlerle buluşma imkânı bulacağız. ArtAnkara fuarı ile her zaman, günceli, çağdaşı yakalama konusundaki çabası dolaysıyla kendilerini tebrik ediyorum” dedi. ArtAnkara’nın sanat alanında çalışma yapan sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerle geliştirdiği iş birliğinin önemine dikkat çeken Kültür ve Turizm Bakanı Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, fuarın kültür ekonomisine sağladığı katkıların altını çizdi.

 

Ödüller sahiplerini buldu

Fuar kapsamında ödül alan isimleri açıklayan Profesör Doktor İsmail Ateş, sanata bulundukları katkılar sebebiyle ödül alan isimlere teşekkür etti. Sanat Onur Ödülü’nün kazananı Zafer Gençaydın olurken, Kurum Onur Ödülü’nü İmoga Müzesi ve Sanata Katkı Onur Ödülü’nü ise Lucien Arkas aldı. Ankara Kent Filarmoni Orkestrası Oda Müziği Grubu’nun dinletisi ile sona eren açılış töreni keyifli anlara sahne oldu.

Devamını Oku

Yıldönümünde pandeminin en kapsamlı araştırması “Değişen Hayat: Pandemi ve Türkiye 2020-2022” yayınlandı

Yıldönümünde pandeminin en kapsamlı araştırması “Değişen Hayat: Pandemi ve Türkiye 2020-2022” yayınlandı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’nin pandemi dönemini mercek altına alan en kapsamlı araştırma raporu “Değişen Hayat: Pandemi ve Türkiye 2020-2022”ye göre:

 

Toplumda duyarlılık arttı:

Empati, Özen, Dayanışma” 

 

Evony, Konda Araştırma&Danışmanlık tarafından hazırlanan, Türkiye’de pandemi ile geçen iki yılın mercek altına alındığı, Değişen Hayat; Pandemi ve Türkiye 2020-2022 araştırma raporuna imza attı. Bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı rapora göre toplum, önlemlerle kademeli normalleşme başlasa da salgının bitmediği; mesafe ve maske alışkanlıklarına belirsiz bir süre daha devam edeceği kanısında. Toplumun geneli korkunun zamanla azaldığı ve hem kişisel yaşamlarında hem de toplum olarak virüsle yaşamaya alıştıklarına dair fikirlerini beyan ediyorlar.

 

Hayat Kimya’nın kişisel sağlık markası Evony, Türkiye’nin ilk ve en kapsamlı pandemi araştırması olan “Değişen Hayat; Pandemi ve Türkiye 2020-2022” raporunu 10 Mart Perşembe günü Hayat Kimya Global Pazarlama Direktörü Gülhan Eğilmez, Konda Genel Müdürü Bekir Ağırdır ve Prof. Dr. Veysel Bozkurt’un katılımıyla Açelya Akkoyun moderatörlüğünde gerçekleşen online basın toplantısı ile açıkladı.

 

Tam iki yıldır yaşama yön veren Covid-19 salgınına toplumun bakışını, maske kullanımına dair fikirlerini, aşıya dair görüşlerini ve süreçte etkilenen ekonomileri ve ruh hallerini anlamaya yönelik Konda Araştırma&Danışmanlık Şirketi tarafından yürütülen araştırma, bir dizi derinlemesine görüşme ile de desteklenen yapısıyla halkın gözünden Türkiye’de pandeminin dünü, bugünü ve yarınına dair çarpıcı bir tablo çiziyor.

 

Konda Araştırma&Danışmanlık Şirketi tarafından hazırlanan raporda 22 farklı saha çalışmasının verileri kullanıldı. Ve araştırmaların her biri, Türkiye yetişkin nüfusunu temsil eden bir örneklem vasıtasıyla belirlenen mahalle ve köylerde 3600 kişi ile hanelerinde yüz yüze görüşülerek gerçekleştirildi. Niceliksel verileri niteliksel verilerle desteklemek ve pandemi dönemi insanların deneyimlerini daha kapsamlı anlayabilmek amacıyla ‘Pandemi Dönemi Değişen Zihin Haritaları’ çalışması yapıldı.   Ayrıca Şubat 2022’de de 26 farklı profilden vatandaşla derin görüşmeler yapılarak topluma dair sayısal bulgular bireysel söylemlerle desteklendi.

 

İki yıllık büyük dönüşümün hayatımızdaki tezahürünü ortaya koyan bu raporun toplumsal literatüre geçecek nitelikte bir çalışma olduğunun altını çizen Hayat Kimya Global Pazarlama Direktörü Gülhan Eğilmez; “Pandemide tüketicilere güvenilir yol arkadaşı olan Evony olarak bir belirsizlik süreci olan Covid-19 döneminde insanı anlamanın ve ihtiyaçlarına anında cevap vermenin hayati bir önem taşıdığına tanıklık ettik. Geçirdiğimiz bu süreçte sağlığa bakışımızdan günlük alışkanlıklarımıza, ekonomik koşullarımızdan, çevreye bakışımıza, psikolojimize ve iş yaşamlarımıza kadar pek çok alanda hızlı, zaman zaman sancılı birçok büyük dönüşüm yaşadık. Konda Araştırma&Danışmanlık Şirketi ile gerçekleştirdiğimiz Türkiye’nin pandemi dönemine ait ilk ve kapsamı itibariyle tek raporu olan “Değişen Hayat; Pandemi ve Türkiye 2020-2022 araştırması ile hayatımızın bu emsalsiz ve kritik dönemine ayna tutan verileri geleceğe hizmet etmek üzere tüm kamuoyuna sunalım istedik. Ve öğrencilerden sağlık çalışanlarına, toplum bilimcilere kadar tüm kamuoyuna referans olacak bu çalışmayı hayata geçirdik. Bu dönüşümü verilerle resmetmemize destek olan Bekir Ağırdır ve Prof Dr. Veysel Bozkurt’a teşekkürlerimi sunuyorum.” dedi. 

 

Pandeminin dünü, bugünü ve yarını üzerine Türkiye’de gerçekleştiren en kapsamlı araştırmaya imza atan Konda Araştırma&Danışmanlık Şirketi Genel Müdürü Bekir Ağırdır da 11 Mart öncesinde gerçekleştiren toplantıda pandeminin öğrettiklerine değindi: “Değişen Hayat: Pandemi ve Türkiye 2020-2022 raporunu, hem Konda Araştırma&Danışmanlık şirketinin düzenli olarak yaptığı Konda Barometresi hem de Evony’e özel olarak şubat ayında gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerle oluşturduk. Yani oluşturan bu rapor, iki yıllık geniş bir araştırma verisi üzerine zihin haritalarımızda neler değişti gibi kıymetli bilgilerle harmanlanmış, pandeminin hayatlarımızı nasıl etkilediğine dair Türkiye’deki en kapsamlı araştırmaya ait. Raporun sonuçları da doğrultusunda pandeminin öğrettiği birçok şey olduğu muhakkak. Bunlardan ilki ve belki de en önemlisi küresel problemlere karşı küresel çözüm üretecek kurumlara ihtiyacımız olduğu..  Ayrıca insanlık olarak bilgiye ve güvene çok ihtiyaç duyuyoruz. Bununla birlikte hepimiz hayatımıza özen göstermeyi öğrendik. Aynı zamanda da empati kurmayı ve dayanışmayı da öğrendik. Sağlık konusundaki duyarlılığımız artı. Ve bir diğer önemli öğreti de güvenlik denen şeyin sadece askeri bir şey olmadığını yaşayarak gördük. Toplumsal sağlık güvenliğinin önemini kavradık.”

 

Güvenilir kurumların yaptığı nitelikli araştırmaların toplumun kafasındaki belirsizliğin azaltılmasına katkı sağladığını belirten Prof. Dr. Veysel Bozkurt; “İnsanlığın yeni bir virüs ile karşı karşıya kalmasıyla ontolojik güvenlik duygusu derinden sarsıldı. Ölüm, virüs kapma ve sevdiklerini kaybetme korkusu arttı. Belirsizlik, insanları güç ve öngörülebilirlik arayışına sevk etti. Başlangıçta bilim insanları dahil kimsenin elinde yeterli bilgi olmadığından eksik veriyle çelişkili yorumlar yapıldı. “Hakikat-sonrası çağ” olarak ifade edilen bir dönemde infodemi (kirli haber), dünyanın en önemli sorunlarından birisi oldu. Pandemi öncesinde artış trendinde olan komplo teorileri, pandemiyle birlikte hiç görülmediği ölçüde arttı. Toplumun üçte ikisinden fazlası bilime, aşılara güvenen makul insanlardan oluşmaktadır. Bu kitle maske, mesafe ve hijyen gibi önlemlere başından itibaren destek oldu. Hala da önlemlerini almaya devam etmektedir. Ancak toplumda güven duygusu sarsılmış, infodeminin etkisinde bulunan bir kitle de var. Toplumda bu belirsizliği yıkmanın en önemli kriteri ise güvenilir kurumlardan şeffaf bilgi akışının devam etmesidir.” dedi.

 

Önlemler tam gaz devam ediyor

Araştırmada ortaya çıkan en önemli verilerden biri, son dönemde esnetilen tedbirlere rağmen insanların virüse karşı önlem almaktan vazgeçmedikleri. Maske kullanmaya ve ellerini sıklıkla yıkamaya devam eden, mecbur kalmadıkça dışarı çıkmayan ve toplu taşıma kullanmayanların oranı yüzde 88’i bulurken hiçbir önlem almıyorum diyenlerin oranı ise sadece yüzde 12’de kalıyor.

 

Aralık ‘21 verilerine göre toplum, koronavirüsün hâlâ tehlikeli olduğunda hemfikir. Yüzde 48’i Covid-19’a yakalanma riskinin hâlâ çok yüksek olduğunu ifade ederken, yüzde 19’u riskli bulduğunu söylüyor. Toplumun yalnızca yüzde 5’i tehlikenin geçtiği görüşünde. İnsanlar hâlâ tokalaşmaktan, sarılmaktan çekiniyor.

 

Hastalık bitene kadar maskeye muhtacız: “Maskesiz girmem!”

“Değişen Hayat; Pandemi ve Türkiye 2020-2022” araştırması verileri ve derin birebir görüşmeler, salgın süresince toplum genelinin maske kullanma eğilimini neredeyse hiç terk etmediğini gösteriyor. Bu süreç boyunca toplumun yüzde 95’inden fazlası koronavirüsten korunmak için maske kullandı. Pazar ve marketlerde maske takma zorunluluğunu ise araştırmaya katılanların yüzde 99’u onaylıyor.

 

Geçtiğimiz yaz aylarından bu yana ise maske kullanımı, toplumun genel olarak salgın koşullarında rahatlama evresine geçişinin bir parçası haline geldi.  Ekim ayındaki ölçüm kendisi koronavirüse yakalanan kişilerin daha çok maske kullandıklarını gösteriyor, şubat ayına gelindiğinde ise her iki durumda da benzer oranda maske kullanıldığı görülüyor.

 

İnsanların maske konusundaki tutumları genel olarak hassas. Çünkü aşıyla ilgili bilgi kirliliğinden dolayı aşıya temkinli yaklaşanlar da maskenin koruyuculuğuna güveniyor. Aşıya rağmen maske takılması gerektiği algısı, zihinlere yerleşmiş durumda. Toplum, maske kullanımını artık zorunlu bir alışkanlık olarak görüyor.

 

Salgın boyunca sokakla daha çok teması olanların daha çok maske kullanma eğiliminde olduğu görülüyor.   Bununla birlikte yine de maske kullanımı en hızlı düşen yaş grubu 15-17 yaş grubu oldu. Diğer yaş grupları neredeyse aynı oranda maske kullanıyor.

 

Öte yandan maske, test, karantina, HES kodu gibi konulardaki yeni kararların açıklandığı 2 Mart’tan bugüne kadar maske satışlarının sadece yüzde 20 oranında azaldığı görülüyor.

 

Toplumun yüzde 57’si virüsle tanıştı

Toplum genelinde ailesinde, yakın veya uzak bir akrabasında koronavirüsten hastalanan kişi oranı giderek artan bir eğilim sergiledi. Bugün, toplumun yüzde 57’si ailesinde, yakınında koronavirüsten hastalanan en az birisinin olduğunu söylüyor.

 

Ayrıca evinde koronavirüs vakası görülen kişi sayısının en çok tam kapanma dönemi öncesi olan Mart-Mayıs 2021 arası ile Ekim 2021 sonrasında arttığı görülüyor. Bugün her 2 kişiden 1’i evinde koronavirüsten hastalanan en az birinin olduğunu söylüyor.

 

Toplumun yüzde 70’i “şansa” Covid-19’a yakalanmadığını söylüyor!

Aralık ‘21 verilerine göre toplumun yüzde 70’i Covid-19’a yakalanmadığını söylüyor. Derin görüşmeler de bu veriyi destekliyor. Hastalığa bugüne dek yakalanmamayı aldığı önlemlerle açıklayanlar olduğu kadar şansla, kaderle açıklayanlar da var.

 

Kadınlar erkeklerden daha temkinli

Salgın süresince kadınlar, erkeklere göre salgın öncesinde olduğundan daha az sokağa çıkma eğiliminde oldu. Toplumun her rahatlama evresine geçtiği dönemde erkekler daha çok sokağa çıkmaya başladı. Salgın süresince kadınlar, erkeklere göre koronavirüse karşı daha temkinli davrandılar. Halen kadınların yüzde 36’sı, erkeklerin yüzde 23’ü gerekmedikçe sokağa çıkmadığını söylüyor.

 

Gençler ise her zaman daha çok sokağa çıkma eğiliminde oldular. 15-17 yaş grubunda yer alanlar, kendileri özelinde uygulanan sokağa çıkma yasağının kaldırılmasından sonra daha hızlı rahatlama ve normalleşme eğilimi gösterdi.

Bununla birlikte koronavirüs önlemlerinin de etkisiyle gerekmedikçe sokağa çıkmayanlar en çok 65 yaş ve üzerindekiler oldu. Halen 65 yaş ve üzerindekilerin yüzde 45’i gerekmedikçe sokağa çıkmıyor.

Aşılama oranları yükseliyor

2020’nin sonunda koronavirüs aşısına yönelik isteyen kişinin aşı yaptırabilmesi, aşının zorunlu olmaması yönündeydi. Her 100 kişiden 27’si aşının zorunlu tutulması gerektiğini düşünüyordu. Aşı yaptırma fikrine sıcak bakanların artmasıyla birlikte, zamanı geldiğinde aşısını yaptıranların oranı da yükseldi. Kendi isteğiyle aşı olanlar olduğu kadar; HES kodu zorunluluğuyla birlikte maçları izleyebilmek, alışveriş merkezlerine girebilmek için aşı olanlar da oldu. Görüşmelerde ülkelere güven bağlamında bir aktarım olarak “Sadece Türk aşısı olurum” diyenlerin oranı da oldukça yüksek. Her 5 kişiden 2’si seçme şansı olması durumunda Türkiye’de geliştirilen aşıyı yaptırmayı tercih etmiş, her 4 kişiden 1’i de Almanya’da geliştirilen aşıyı tercih edeceğini belirtmişti.

 

Eylül 2021’deki verilere göre toplumun yüzde 66’sı sırası gelen tüm aşılarını olduğunu ve gerektiğinde diğerlerini de olacağını söyledi. Aşılamanın başladığı dönemde aşı yaptıranlar da yaptırmayanlar da benzer oranlarda maske kullanmaya devam etti.   Eylül 2021’den bu yana ise aşı yaptıranlarda maske kullanma eğilimi aşı yaptırmayanlara göre daha yüksek seyrediyor.

 

Ayrıca koronavirüs aşısı yaptıranların koronavirüse karşı daha çok önlem alma davranışı, el dezenfektanı ve benzeri sıvıların kullanımında da görülüyor. Son aylardaki düşme eğilimine karşın, aşı yaptıranların yarısından fazlası, aşı yaptırmayanların da beşte ikisinden fazlası el dezenfektanı kullanıyor.

 

En hızlı normalleşme toplu taşımada

Toplumun bir gereklilik sonucu kademeli olarak en hızlı normalleştirdiği koronavirüs önlemi toplu taşıma kullanımı oldu. Ocak 2022’ye kadar erkekler daha çok toplu taşıma kullanma eğilimine sahipken, Şubat 2022’de kadın ve erkeklerin toplu taşıma kullanım oranları eşitlendi. Koronavirüs önlemi olarak toplu taşıma kullanmadığını söyleyenler, ikinci yıla girildiğinde kadınlar ve erkeklerde yüzde 17 oranında eşitledi. Ancak halen 49 yaş ve üzerindeki her 5 kişiden 1’i toplu taşıma kullanmaktan kaçınıyor.

 

Salgın sonrası normale dönüş algısı 

Salgın sonrası normale dönüş konusunda insanlar hemfikir olsa da hepsinin buna biçtiği zaman dilimi farklı. Bir yıl içerisinde diyen de iki-üç yıl içerisinde normal yaşamlarımıza dönebiliriz, diyen de var.

 

Bununla birlikte küresel salgınların gelip geçici olmadığı ve artık hep bu minvalde salgınlar yaşayacağımızı düşünenler de “hayat zaten normal akıyor” diyenler de mevcut.

 

Koronovirüsün etkilediklerinden biri de beslenme alışkanlıkları. İnsanlar artık beslenmelerine daha çok dikkat ediyorlar ve takviye gıdalar, ek besinlerden daha fazla yararlanıyorlar. Bitkisel ağırlıklı beslenme, çeşitli vitamin ve yağların kullanımı, özellikle çocuklu kadınların gündemine ve bütçesine girmiş durumda.

 

“Değişen Hayat; Pandemi ve Türkiye 2020-2022” raporunun tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz: https://www.evony.com.tr/covid-19

Devamını Oku

AKBANK KISA FİLM FORUM: SENARYO YARIŞMASI FİNALİSTLERİ BELİRLENDİ  

AKBANK KISA FİLM FORUM: SENARYO YARIŞMASI FİNALİSTLERİ BELİRLENDİ   
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

18. Akbank Kısa Film Festivali kapsamında 24 – 25 Mart 2022 tarihleri arasında gerçekleşecek

Akbank Kısa Film Forum bünyesinde düzenlenen “Akbank Kısa Film Forum Senaryo Yarışması” finalistleri belirlendi. Yarışmaya başvuran 692 senaryo arasından ön seçici kurul değerlendirmeleri sonucunda seçilen 8 senaryo, festivalde ana jüri tarafından değerlendirmeye alınacak. Bu değerlendirmenin ardından seçilen proje, Akbank Kısa Film Forum En İyi Senaryo Ödülü’nün sahibi olacak. Bölüm kapsamında çevrimiçi olarak atölye çalışmaları ve eğitimler gerçekleşecek.

 

Akbank Kısa Film Forum Senaryo Yarışması Jüri üyeleri

 

Ayfer Tunç – Yazar, Senarist

Selman Nacar – Yönetmen

Bulut Reyhanoğlu – Yapımcı

 

Finale Kalan Senaryolar

 

Sema, Suzan ve Berk – Melis Balcı

Yas – Oğuzhan Akalın

Leyla – Zehra Derya Koç

Kımıldak – Ali Baran Baz

Nizam – Miray Palaz Cansu

Duvar Duvar – Yusuf Ölmez

Oyunbozan – İlayda İşeri

Umut – Mehmet Akif Güler

 

18. Akbank Kısa Film Festivali hakkında detaylı bilgi için:

www.akbankkisafilmfestivali.com ve www.akbanksanat.com adreslerini ziyaret edebilirsiniz.

Devamını Oku

Harvard Sabri Ülker Merkezi’nden dünyada bir ilk

Harvard Sabri Ülker Merkezi’nden dünyada bir ilk
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Harvard Sabri Ülker Metabolik Araştırmalar Merkezi Başkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ve ekibi tarafından “Odaklanmış İyon Işını Taramalı İleri Elektron Mikroskobu” kullanılarak yapılan araştırma, Nature Dergisi’nde yayımlandı. Dünyada ilk kez bu hacim ve çözünürlükte gerçekleştirilen çalışmada  bozulmamış karaciğer dokusunun 3 boyutlu moleküler mimarisinin görüntülenmesiyle, sağlık ve hastalık durumunda hücre içindeki dinamik yapısal farklılıklar ortaya çıkarıldı. Araştırmanın ortaya koyduğu en önemli konu ise bozulan formun moleküler tamiratı ile hücre içinde normal metabolik fonksiyonların geri kazanılmasının mümkün olduğu yönünde.

Harvard Sabri Ülker Metabolik Araştırmalar Merkezi dünyada bir ilke imza attı. Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ve ekibi tarafından “Odaklanmış İyon Işını Taramalı İleri Elektron Mikroskobu” ile bozulmamış karaciğer dokusunun 3 boyutlu moleküler mimarisi görüntülendi. Karaciğerin yüksek çözünürlüklü 3D görüntülemesi ile sağlık ve hastalık durumunda hücre içindeki yapısal farklılıkların metabolik etkileri artık izlenebiliyor.

Uzun yıllar süren çalışmalar sonucu ortaya çıkarıldı

Vücudumuzdaki organ ve dokuların, fonksiyonel talepleri karşılamak, homeostaz denilen denge halinin devamı ve canlılığını sürdürmek için karşılaştığı zorluklara uyum sağlamak zorunda olduğu ve bu doğrultuda gelişmiş farklı uyum mekanizmalarının olduğu biliniyor. Uzun yıllar süren çalışmaları neticesinde Harvard Sabri Ülker Merkezi araştırmacıları Güneş Parlakgül ve Ana Arruda, uyum için önemli bir yeni mekanizma olarak moleküler mimari düzenlemelerinin çarpıcı bir rol oynadığını ve metabolizmayı dengede tutmada kritik bir fonksiyona sahip olduğunu ortaya çıkardı.

“Çok önemli iş birlikleri ile mümkün olabildi”

Vücutta bambaşka görevlere sahip hücrelerin birbirinden çok farklı bir moleküler iç mimari sergiledikleri mikroskop bulunduğundan beri biliniyor. Ancak bu yapıların, özellikle de bulundukları organın içerisindeki, doğal ayrıntıları ve gösterdikleri olası değişimler açısından incelenmesi büyük teknik zorluklar arz ediyor.  Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil; “Bu çalışmada Güneş ve Ana hem bu yapıları şimdiye dek doku düzeyinde elde edilmiş en yüksek çözünürlük ile olağanüstü bir ayrıntıda ortaya çıkarmayı hem de bunları karaciğer hücresinin fonksiyonu ile ilişkilendirmeyi başardı.  Bu hacimde bir çalışma tabi ki pek çok disiplinden uzmanların, en önemli olarakta Howard Hughes Tıp Enstitüsünden Dr. Shan Xu ve Dr. Harold Hess ile yaptığımız çok önemli iş birlikleri ile mümkün olabildi” diyor.

Odaklanmış İyon Işını Taramalı İleri Elektron Mikroskobu kullanıldı

Genelde klasik mimarı bakış form ile fonksiyon arasındaki ilişkiyi durağan ve statik olarak tanımlıyor.  Bu görüş biomedikal alanda da yaygın. Ancak bu çalışmada merkez araştırmacıları, biyolojik bir sistemde hücre içi moleküler mimarisinin hem aşırı düzeyde “karmaşık ancak ileri derecede düzenli” ve bir o kadar da “hareketli veya dinamik” olduğunu gösterdi. Ekip bu çalışmada, odaklanmış iyon ışını taramalı ileri elektron mikroskobu (ileri FIB-SEM) gibi görüntüleme platformları, yapay zeka, makine öğrenmesi, derin öğrenme, sinir ağları gibi pek çok analitik araçların yanı sıra moleküler, biyokimyasal ve fizyolojik yaklaşımları bir arada kullanarak çok derin bir inceleme gerçekleştiriyor.


Çalışmalar karşılaştırılmalı yapıldı

Bunun neticesinde de karaciğer dokusu içerisinde yer aldığı şekli ile hepatositlerin moleküler mimarı iç tasarımını büyük bir doku hacminde, çok sayıda hücrede ve olağanüstü bir çözünürlükte ortaya çıkarıyor (x, y ve z düzlemlerinde 8 nm voksel, yani 3 boyutlu piksel, boyutunda).  Buna ilaveten hem açlık ve tokluk döngüleri sırasında hem de zayıf ve şişman karaciğer dokuları arasında yapılan karşılaştırmalı çalışmalarda, beslenme sırasında ve şişmanlıkta görülen çok ağır yapısal değişiklik ve dönüşümler ortaya çıkarılıyor.

Zayıf ve obez hayvanların karaciğer dokularındaki hücre içi yapıların karşılaştırmalı analizi bu hücrelerde bir tür paketleme ve taşıma görevi yapan endoplazmik retikulum (ER) organelinde ve mitokondri ile ilgili belirgin değişiklikler, düzensizlikler ve tahribat gözleniyor.   Buda araştırmacılara moleküler mimari ile metabolik faaliyetler arasındaki ilişkiyi, yani moleküler form ile fonksiyon ilişkisini çalışma imkanı veriyor.

Şeker üretimi gibi problemler mimari yapıya müdahele ederek düzeltiliyor

Çalışmanın çok ilginç fonksiyonel sonuçları ise obezitedeki bu yapısal değişikliklerin tamiratı ve hücre içi moleküler organizasyonunun deneysel olarak geri kazandırılması sonucunda metabolizmada meydana gelen çarpıcı değişikliklerin ortaya çıkarılması. Bunu gerçekleştirebilmek için ekip onlarca değişik moleküler ve genetik stratejiler geliştiriyor ve pek çok genetiği değiştirilmiş fare modeli kullanarak şişmanlıkta bozulan moleküler mimariyi tamir etmeyi başarıyor.   Yapıdaki bu tamirat karaciğerdeki metabolik bozuklukları iki hafta gibi bir süre içerisinde normale döndürebiliyor; karaciğer yağlanması, insülin direnci, aşırı miktarda şeker üretimi gibi problemler sadece mimari yapıya müdahele ederek düzeltiliyor.  Böylece hem metabolizmayı ve uyumu düzenleyen yeni bir kontrol mekanizması hem de hastalığa yol açan önemli bir problem ortaya çıkarılıyor.

Bu çalışmayı Harvard Sabri Ülker Merkezi’nde elde ettikleri en önemli aşamalardan biri olarak gördüğünü ifade eden Hotamışlıgil sözlerine şu şekilde devam etti; “Merkezdeki vizyonumuzun önemli bir parçası, uzun soluklu ve derin çalışmalar ile çetin sorulara cevap aramak. Bu çalışma da bunun çok heyecan verici bir örneği. Bu tür bir temel çalışmanın açtığı pencere karşımıza çok fazla yeni soruyu getiriyor. Tabii ki bunları takip edeceğiz ve uzun vadede uygulamaya geçiş imkanları üzerinde incelemeler yapacağız.  Bu ‘mimari’ çalışmanın mimarları Ana ve Güneş’i kutluyorum ve tüm iş birliği yapma imkanı bulduğumuz bilim insanları ve tüm merkez ekibine katkıları için teşekkür ediyorum”  

Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, Harvard Sabri Ülker Merkezi’nde yapılan araştırmaları aktarmak ve bilim dünyasındaki gelişmeleri değerlendirmek amacıyla mart ayı sonunda İstanbul’da Türk akademisyenler ile bir araya gelecek.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.